2 Eylül 2016 Cuma

Kargaların Ziyafeti Kitap Yorumu (1-2)

Kargaların Ziyafeti Kitap Yorumu
Selam millet. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugün Kargaların Ziyafeti’nin yorumunu paylaşacağım. Kargaların Ziyafeti daha önce okuduğumuz kitaplara pek benzemiyor. Bunun en büyük sebebi bu kitapta olaylara Dorne’lu ve Demir Doğumlular tarafından da bakmamız. Yeni birçok karakterle tanışıyor ve onların ağzından bölümler okuyoruz. Her zamanki gibi Kısım 1 ve Kısım 2 olarak yorumlayacağım kitapları. O zaman başlayalım.



Kısım 1
Hikâyeye üç farklı pencereden bakmak istiyorum. Kral Toprakları, Dorne ve Demir Adaları.
Joffrey’in ölümü ve tahtın Tommen’e kalması ile Cersei Lannister gücü iyice eline geçiriyor. Tommen’in küçük olması ve Tywin Lannister’in etkisinin ortadan kalkması üzerine Cersei hep istediği krallığın sahibi konumuna geliyor.
Jamie Lannister ise insanların ve en çok kardeşinin gerçek yüzünü görmeye başlıyor ancak eski Jamie olmadığı için Cersei’ye karşı maalesef ki etkisiz kalıyor.
Brienne ise bir yandan verdiği sözleri tutmaya çalışırken bir yandan da geçmişi ile yüzleşmeye ve kendini keşfetmeye başlıyor. Brienne çıktığı bu yolculukta birçok zorlukla mücadele ederken ona eşlik edecek yol arkadaşını da buluyor ki, bu kısmı okuduğunuzda kahkahalara boğulacağınıza eminim. :)
Sakinleşen Yedi Krallık’ın aksine Dorne çalkalanıyor. Prenses Elia ve bebeği için intikam almak üzere Kral Topraklarına giden Prens Oberyn’in dönmemesi Kum Yılanlarını isyana teşvik ediyor. Ancak Dorne Prensi Prens Doran’ın Lannister’ları karşısına almaya niyeti yok. Aynı zamanda Myrcella’nın Tyristane ile evlenecek olmasını ve Tommen’den büyük olmasının avantajını kullanmak isteyen, bunun için planlar yapan kişiler görüyoruz.
Demir doğumlulara baktığımızda ise Demir Adalarının Lordu Balon Greyjoy’un ölümü üzerine boş kalan Deniztaşı Tahtı’na oturmak isteyen kişiler arasındaki çekişmeyi görüyoruz. Sadece bunu değil, Demir doğumluların yaşayış tarzları, inançları vb. pek çok yeni şey öğreniyoruz. Taht üstünde hak iddia eden hemen hemen herkesin ağzından bölümler var. Benim heyecanla okuduğum ve oldukça da sevdiğim bölümler oldu.
Yabanılların saldırısından, gelen yardımla kurtulan Sur’da ise Lord Kumandan Mormont’un kendi yeminli kardeşleri tarafından ölümü üzerine yeni bir Lord Kumandan seçme yarışı başlıyor. Samwell’in gözünden okuduğumuz bu bölümlerin çok azı Sur’da geçiyor. Yeni Lord Kumandan’ın Samwell için düşündüğü başka şeyler var ve bu nedenle Samwell Tarly maiyetiyle birlikte uzun bir yolculuğa çıkıyor.
Joffrey’in ölümünden sonra kaçan/kaçırılan Sansa ise sonunda bir yere yerleşiyor ancak yerleştiği yerde de pek güvenli bir hayata sahip olamıyor ve hiç beklemediği insanlar tarafından oldukça şaşırtıcı şeylere maruz kalıyor. 
Gidebileceği kimsesi kalmayan Arya ise kendisini hiç bilmediği bir dünyanın içinde buluyor. Artık tamamen farklı bir yerde yaşam mücadelesi veriyor. İnanılmaz şeyler yaşıyor ancak ne olursa olsun o bir kurt ve bunu bize bölümlerinde hissettiriyor.
Kısım 2
Geçmişten getirdiği korkuları ve iktidar hırsı ile Cersei kendisine karşı çıkan herkesten kurtulmaya başlıyor ve rakipleri için bitmek bilmeyen hain planlar yapıyor.
Değişen ve sözüne sadık, onurlu bir adam olmaya çalışan Jamie ise Cersei tarafından Kral Topraklarından uzaklaştırılıyor ve verdiği sözler ile sınandığı bir ortamda kalıyor.
Brienne Catelyn’e verdiği sözleri tutmak için yaptığı yolculukta pek çok tehlike atlatırken aynı zamanda inanılmaz gerçeklerle yüzleşip, imkânsız dediği şeyler öğreniyor ve belirsiz bir sona doğru yol almaya devam ediyor.
Samwell yaptığı yolculukta pek çok şey kazanırken, birçok şeyi de kaybediyor. Ancak inancını ve verdiği sözleri asla yitirmiyor ve onların peşinden gidiyor.
Arya ise hem kendini güvende hissedebilmek hem de bir yere ait olabilmek için yeni hayatına uyum sağlamaya çalışıyor.
Kitap genel olarak Cersei, Jamie, Brienne üstünden gidiyor. Demir doğumlular ve Dorne tarafından baktığımız çok az bölüm var kitapta.

Ben Kargaların Ziyafeti Kısım 1 ve Kısım 2’yi çok sevdim. Yeni yerler görmek güzeldi, yeni karakterlerle tanışmak da öyle. Ben yeni karakterleri de oldukça fazla sevdim. Prenses Asha, Victarion, Arianne vb. Kitapta Jon, Tyrion, Daenerys gibi karakterlerden bölümler olmaması beni çok rahatsız etmedi. Jon ve Tyrion’dan bölümler okumak isterdim ancak Daenerys’i sevmediğim için onun bölümünün olmaması ekstra bir eksiklik hissi yaratmadı. Yazarın sonda yaptığı açıklamada da’ karakterlerin hikâyelerini bölüp yarım yarım anlatmaktansa bu kitap için bazı karakterlerin tam hikâyesini anlatıp diğer kitapta geri kalan karakterlerin tam hikâyesini anlatmak’ fikri benim hoşuma gitti. Çünkü benim kitapları okurken yaşadığım en büyük sıkıntılardan biri bir karakterden çıkıp diğerine geçmek. Karakterler birbirlerinden fersahlarca uzakta, çok çok farklı durumlarda olabiliyor ve bütün karakterler anlatıldığında sürekli bir geçiş hali olması beni yoruyor. Bu şekilde anlatıldığında hem daha yakın karakterleri okumuş olduğum hem de karakterler arasında daha az ve yumuşak geçişler olduğu için daha fazla zevk aldım kitaptan. Kitapta mekan kavramının gittikçe genişlemesi beni gidişatla ilgili muallakta bıraktı ama ben bu kitaplarda bunu seviyorum. Sonunda şu olacak diye bir tahminde bulunma durumu pek olmuyor. Bu da merakı her zaman canlı tutan önemli bir faktör. Benim kitaplarla ilgili genel olarak söyleyeceklerim bunlardı. Benim için keyifli bir okuma süreci oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder