Kılıçların Fırtınası Kitap Yorumu
Herkese merhaba. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugün Taht
Oyunları serisinin üçüncü kitabı olan Kılıçların Fırtınası’nın yorumunu
paylaşacağım. Öncelikle seriden kısaca bahsetmem gerekirse ben herkesin aksine
ilk kitabı muhteşem bulmadım. İlk kitap bana göre çok ortalamaydı. Üç puan
verdim ve hak ettiği puanın bu olduğunu düşünüyorum. Ancak yazar her kitapla
birlikte kendini geliştiriyor. İkinci kitapta ilk kitaptaki acemiliğini atmıştı
ve üçüncü kitapta da iyice profesyonel bir dile sahip olmuştu bence. Sadece dil
bakımından değil kurgu ve olayların işlenişi bakımından da oldukça büyük bir
gelişme göstermişti. Bu da benim seriye bağlanmamı sağladı. Şimdi gelelim
Kılıçların Fırtınası’nın yorumuna..
Kılıçların Fırtınası Kısım 1
Öncelikle şunu söylemeliyim ki olaylar ikinci kitabın
sonundan devam etmiyor. Kitap Ötekiler adıyla bildiğimiz Sur’un ötesindeki
Akyürüyenlerin ilerlemesi ile başlıyor. Ve kitap daha ilk bölümden bizi etkisi
altına alıyor. Yedi Krallık hala savaş halinde. Eski ve Yeni Kralların yanı
sıra yeni birçok grup/birlik de bu kitapta aramıza katılıyor.
Kitap yine birçok karakterin ağzından anlatılıyor. Beni en
çok şaşırtan durumlardan biri de Jamie Lannister’ın ağzından anlatılan
bölümlerin olmasıydı. Yeni karakterler demek bildiğimizi sandığımız birçok şey
hakkında aslında hiçbir şey bilmediğimizi anlamamızı sağlıyor. Pek çok olayın
iç yüzünü görme şansına sahip oluyoruz ve bu bizi hikayeye daha çok katıyor.
Ayrıca önceki kitaplarda daha çok görmek istediğimiz ve
hakkında daha çok şey öğrenmek istediğimiz Tyrion Lannister’ın da bu kitapta
önemi artıyor ve sizi şok edecek gelişmeler bekliyor.
Bunun dışında Sansa Stark artık olayların tam merkezinde
önemli bir yerde. Önceki kitaplarda Sansa’nın bölümlerini okurken sinir
krizleri geçiren ben bu kitabı daha sakin bir şekilde okuyabildim. Sansa’nın
büyüdüğüne ve artık o saf hayallerinin azaldığına, ortasında bulunduğu dünyanın
gerçeklerini görmeye başladığına şahit olurken yine de içindeki yakışıklı
şövalye hayallerinden vazgeçemediğini de görüyoruz.
Catelyn Stark her zamanki gibi kitapta büyük bir yer kaplıyor.
İki oğlunu kaybetmiş ve kızlarından uzun zamandır haber alamamış bir anne
olarak tek isteği kızlarına sağ salim kavuşmak ve bunun için ne kadar ileri
gidebileceğini de bu kitapta görüyoruz.
Robb ise Kuzey Kralı olarak dik durmaya çalışsa ve Ned gibi
onurlu bir delikanlı olsa da Yedi Krallık’ta onurlu insanların sonlarının neler
olduğunu bildiğimiz için Robb ile ilgili tereddütlü bir şekilde ilerliyoruz
ister istemez.
Daenerys Targaryen ise benim ilk kitaptan beri çok
ısınamadığım karakterler arasında. Küçük yaşta yaşadığı zorluklara rağmen iyi
bir kraliçe olduğunu biliyorum. İlk iki kitapta ciddi anlamda ısınamadığım ve
özdeşleşemediğim karakterlerden biriydi. Bu kitapta onu biraz daha tanıma
şansına sahip olduk ve biraz daha ısındığımı söyleyebilirim ama hala favori
karakterlerim arasına girmekten çok uzak.
Bunun dışında Sur’un dışına da çıkıyoruz. Jon Kar’ın
yabanılların adamı olması ve orada geçirdiği günleri okuyoruz. Mance Ryder
komutasındaki Yabanıllar ile birlikte yaşarken yaşadığı ikilemleri ve ait olma
çabasını okuyoruz.
Sur’un dışında sadece Jon Kar değil Samwell Tarly’nin de
ağzından okuduğumuz bölümler mevcut. Sur’un Yeminli Kardeşleri ile kurdukları
kampın saldırıya uğraması ile yaşanan olayları ve hem hayatta kalmak hem de
Sur’a ulaşabilmek için çabalarını ve yol maceralarını okuyoruz.
Yedi Krallığın içinde ise tanıdığımız karakterlerle tekrar
karşılaşma ve onların şu anki durumlarına şahit olma imkanı buluyoruz.
Kılıçların Fırtınası Kısım 2
Beş Kralın Savaşı’nda Stannis Baratheon büyük bir yenilgiye
uğramış ve Kuzey Kralı Robb Stark Frey’ler ile arasını bozacak bir durumla
Nehirova’ya geri dönmüştür. Kral Topraklarında çarpışmaya bizzat katılan Tyrion
Lannister hasta yatağında yatarken yerine Kral Eli olarak babası Tywin
Lannister geçmiştir. Kuzeyde ise durum Yedi Krallık’tan daha vahim bir
haldedir. Sur’un keşif için gönderdiği herhangi bir birlik geri dönmezken Mance Ryder komutasındaki Yabanıl ordusu Sur’u tehdit etmektedir. İşte bu ateş hattında başlıyor
kitap.
Üstte karakterlerden bahsettiğim için bu kısımda aynı
şeyleri yazmak istemiyorum. O nedenle bu kısım konudan çok yorum ağırlıklı
olacak.
Öncelikle kitapta yine kalbimi parçalayan, sinirimi bozan,
gece gece ateşimi çıkartan ölümler mevcuttu. Ancak beni sakinleştiren, günümü
güzelleştiren, beni mutlu bir kelebek haline getiren ölümler de vardı.
Yapılan birçok hainlik oldu ve ben bunların intikamının
alınacağına inanıyorum. O kısımları okumak için sabırsızlanıyorum.
Karakter gelişimleri bol olan bir kitaptı. Pek çok karakter
kim ve ne olduğunu anlayıp buna göre hareket etti ve bunu okumak çok keyif
vericiydi.
Sonlara doğru sizi şok edecek yeni gelişmeler oldu. Yazar
bir sonraki kitabı oldukça merak ettirdi.
Ancak benim takıldığım bir nokta var. O da kitabın arka
kapak yazısı. Arka kapak yazısında yazan şey kitabın içinde olmuyor. Neden
böyle bir arka kapak yazısı var anlamış değilim. Kısım 2’de sürekli arka
kapakta yazan şeyin gerçekleşmesini bekledim ancak kitapta böyle bir olay
yoktu. Bu tuhaf ve saçma geldi.
Bunun dışında yazarın üslubunun bu kitapta artık tam olarak
oturduğunu düşünüyorum. Gerçekten bana bütün o duyguları hissettirdi. Ve benim
için kendimi olaylara kaptırdığım, zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum çok güzel bir kitap
haline geldi.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder