14 Ağustos 2016 Pazar

Kılıçların Fırtınası Kitap Yorumu (1-2)

 Kılıçların Fırtınası Kitap Yorumu


Herkese merhaba. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugün Taht Oyunları serisinin üçüncü kitabı olan Kılıçların Fırtınası’nın yorumunu paylaşacağım. Öncelikle seriden kısaca bahsetmem gerekirse ben herkesin aksine ilk kitabı muhteşem bulmadım. İlk kitap bana göre çok ortalamaydı. Üç puan verdim ve hak ettiği puanın bu olduğunu düşünüyorum. Ancak yazar her kitapla birlikte kendini geliştiriyor. İkinci kitapta ilk kitaptaki acemiliğini atmıştı ve üçüncü kitapta da iyice profesyonel bir dile sahip olmuştu bence. Sadece dil bakımından değil kurgu ve olayların işlenişi bakımından da oldukça büyük bir gelişme göstermişti. Bu da benim seriye bağlanmamı sağladı. Şimdi gelelim Kılıçların Fırtınası’nın yorumuna..

Kılıçların Fırtınası Kısım 1
Öncelikle şunu söylemeliyim ki olaylar ikinci kitabın sonundan devam etmiyor. Kitap Ötekiler adıyla bildiğimiz Sur’un ötesindeki Akyürüyenlerin ilerlemesi ile başlıyor. Ve kitap daha ilk bölümden bizi etkisi altına alıyor. Yedi Krallık hala savaş halinde. Eski ve Yeni Kralların yanı sıra yeni birçok grup/birlik de bu kitapta aramıza katılıyor.
Kitap yine birçok karakterin ağzından anlatılıyor. Beni en çok şaşırtan durumlardan biri de Jamie Lannister’ın ağzından anlatılan bölümlerin olmasıydı. Yeni karakterler demek bildiğimizi sandığımız birçok şey hakkında aslında hiçbir şey bilmediğimizi anlamamızı sağlıyor. Pek çok olayın iç yüzünü görme şansına sahip oluyoruz ve bu bizi hikayeye daha çok katıyor.
Ayrıca önceki kitaplarda daha çok görmek istediğimiz ve hakkında daha çok şey öğrenmek istediğimiz Tyrion Lannister’ın da bu kitapta önemi artıyor ve sizi şok edecek gelişmeler bekliyor. 
Bunun dışında Sansa Stark artık olayların tam merkezinde önemli bir yerde. Önceki kitaplarda Sansa’nın bölümlerini okurken sinir krizleri geçiren ben bu kitabı daha sakin bir şekilde okuyabildim. Sansa’nın büyüdüğüne ve artık o saf hayallerinin azaldığına, ortasında bulunduğu dünyanın gerçeklerini görmeye başladığına şahit olurken yine de içindeki yakışıklı şövalye hayallerinden vazgeçemediğini de görüyoruz.
Catelyn Stark her zamanki gibi kitapta büyük bir yer kaplıyor. İki oğlunu kaybetmiş ve kızlarından uzun zamandır haber alamamış bir anne olarak tek isteği kızlarına sağ salim kavuşmak ve bunun için ne kadar ileri gidebileceğini de bu kitapta görüyoruz.
Robb ise Kuzey Kralı olarak dik durmaya çalışsa ve Ned gibi onurlu bir delikanlı olsa da Yedi Krallık’ta onurlu insanların sonlarının neler olduğunu bildiğimiz için Robb ile ilgili tereddütlü bir şekilde ilerliyoruz ister istemez.
Daenerys Targaryen ise benim ilk kitaptan beri çok ısınamadığım karakterler arasında. Küçük yaşta yaşadığı zorluklara rağmen iyi bir kraliçe olduğunu biliyorum. İlk iki kitapta ciddi anlamda ısınamadığım ve özdeşleşemediğim karakterlerden biriydi. Bu kitapta onu biraz daha tanıma şansına sahip olduk ve biraz daha ısındığımı söyleyebilirim ama hala favori karakterlerim arasına girmekten çok uzak.
Bunun dışında Sur’un dışına da çıkıyoruz. Jon Kar’ın yabanılların adamı olması ve orada geçirdiği günleri okuyoruz. Mance Ryder komutasındaki Yabanıllar ile birlikte yaşarken yaşadığı ikilemleri ve ait olma çabasını okuyoruz.
Sur’un dışında sadece Jon Kar değil Samwell Tarly’nin de ağzından okuduğumuz bölümler mevcut. Sur’un Yeminli Kardeşleri ile kurdukları kampın saldırıya uğraması ile yaşanan olayları ve hem hayatta kalmak hem de Sur’a ulaşabilmek için çabalarını ve yol maceralarını okuyoruz.
Yedi Krallığın içinde ise tanıdığımız karakterlerle tekrar karşılaşma ve onların şu anki durumlarına şahit olma imkanı buluyoruz.

Kılıçların Fırtınası Kısım 2
Beş Kralın Savaşı’nda Stannis Baratheon büyük bir yenilgiye uğramış ve Kuzey Kralı Robb Stark Frey’ler ile arasını bozacak bir durumla Nehirova’ya geri dönmüştür. Kral Topraklarında çarpışmaya bizzat katılan Tyrion Lannister hasta yatağında yatarken yerine Kral Eli olarak babası Tywin Lannister geçmiştir. Kuzeyde ise durum Yedi Krallık’tan daha vahim bir haldedir. Sur’un keşif için gönderdiği herhangi bir birlik geri dönmezken Mance Ryder komutasındaki Yabanıl ordusu Sur’u tehdit etmektedir. İşte bu ateş hattında başlıyor kitap.
Üstte karakterlerden bahsettiğim için bu kısımda aynı şeyleri yazmak istemiyorum. O nedenle bu kısım konudan çok yorum ağırlıklı olacak.
Öncelikle kitapta yine kalbimi parçalayan, sinirimi bozan, gece gece ateşimi çıkartan ölümler mevcuttu. Ancak beni sakinleştiren, günümü güzelleştiren, beni mutlu bir kelebek haline getiren ölümler de vardı.
Yapılan birçok hainlik oldu ve ben bunların intikamının alınacağına inanıyorum. O kısımları okumak için sabırsızlanıyorum.
Karakter gelişimleri bol olan bir kitaptı. Pek çok karakter kim ve ne olduğunu anlayıp buna göre hareket etti ve bunu okumak çok keyif vericiydi.
Sonlara doğru sizi şok edecek yeni gelişmeler oldu. Yazar bir sonraki kitabı oldukça merak ettirdi.
Ancak benim takıldığım bir nokta var. O da kitabın arka kapak yazısı. Arka kapak yazısında yazan şey kitabın içinde olmuyor. Neden böyle bir arka kapak yazısı var anlamış değilim. Kısım 2’de sürekli arka kapakta yazan şeyin gerçekleşmesini bekledim ancak kitapta böyle bir olay yoktu. Bu tuhaf ve saçma geldi.
Bunun dışında yazarın üslubunun bu kitapta artık tam olarak oturduğunu düşünüyorum. Gerçekten bana bütün o duyguları hissettirdi. Ve benim için kendimi olaylara kaptırdığım, zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum çok güzel bir kitap haline geldi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder