12 Ağustos 2016 Cuma

Yabani Dergi #1 İncelemesi

Selam millet. Nasılsınız? Bugün farklı bir formatla karşınızdayım. Dergi incelemesi yapacağım. Öncelikle dergi ile ilgili genel düşüncelerimden bahsedip daha sonra ilk sayıyla ilgili görüşlerimi belirteceğim.
Yabani Dergi bilimkurgu, fantastik, korku, çizgi roman dergisi olarak Haziran 2016’da ilk sayısıyla raflardaki yerini aldı. Normalde dergileri takip edemeyen ve çizgi romanlara karşı ciddi bir ön yargısı olan ben ilk sayıyı aldım. Ancak hemen okuma fırsatım olmadı ve uzun bir süre bekledi. Ki bu bekleme esnasında ikinci sayısı da çıktı ve ben bekletmeden onu da aldım. Almamın öncelikli sebeplerinden biri Kayıp Rıhtım’da yapılan incelemeyi okumuş ve oldukça etkilenmiş olmam. Bir diğer sebep ise Türkiye’de yeni yeni revaçta olmaya başlayan çizgi roman sektöründe Türklerin yaptığı ve kendi kültürümüzden besleneceğini belirten bu yeni dergiye destek olmaktı. Sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlar ile biz bütün ‘Yabani’lerin gönüllerini fethettiklerine şüphe yok. :) Kapak tasarımları ile de oldukça ilgi çeken Yabani Dergi’nin ilk sayısını incelemeye başlayalım…




Birinci sayı belki benim beklentimin yüksekliğinden belki de bir giriş niteliğinde olduğundan çok beğenmediğim bir sayı oldu. Bunun sebeplerinden biri ve en önemlisi çizimleri çok güzel olsa da hikayelerin çok kısa olmasıydı. Üç, dört sayfa bir olay anlatmak için çok az bir alan iken bir de bu hikayeler çizgi roman formatında olunca daha da az yer kalmış ve hikayeler çok çabuk bitiyor. Ben hikayenin içine girene kadar zaten hikaye bitmiş oluyor. Bu benim dergiyle ilgili en büyük sıkıntım. Bir başka sıkıntı ise sanki çizimlere çok önem verilmiş ve hikayeler daha eksik, geri planda kalmış gibiydi. Birçok bölümde çok sevebileceğim ve çok içime sinecek, hayran kalınabilecek nitelikte bir olay örgüsüne sahip olan metinler kilit noktaların açıklanmaması sebebiyle benim için eksik kaldı. Bkz. Bebek Fabrikası. Bazı bölümlerin neden derginin içinde olduğunu anlayamadım. Bkz. Voyvoda’nın Askerleri. Devamının geleceğini düşünmüştüm ancak diğer sayılara baktığımda devamının olmadığını anladım. Bu da bende soru işareti bıraktı açıkçası.
Bunun dışında derginin sevdiğim yönleri de oldu tabi ki. İçinde çok sevdiğim hikayeler vardı. Bkz. Tengri ve İnanna Bkz. Kralına İsyan.
Kısaca bütün bölümlerden bahsetmek istiyorum.
Ergene’de Son Yaz Ege Avcı tarafından yazılan ve çizilen bir hikaye. Kısa olmasına ve arka planını görmememize rağmen benim hoşuma giden hikayelerden biri oldu.
Misafirler Galip Dursun tarafından yazılıp İrem Aktaş tarafından çizilen oldukça vahşi bir hikayeydi. Sevdiğim bir hikaye olduğunu söyleyebilirim.
Bebek Fabrikası Işın Beril Tetik tarafından yazılan ve Koral İlhan’ın illüstrasyonları ile canlanan güzel bir hikaye olmasına rağmen yukarıda bahsettiğim gibi açıklanmayan bazı noktalardan dolayı benim için eksik kalan bir hikayeydi. Ancak dergiyi okuyanların en çok sevdiği hikayelerden biri olduğu da bir gerçek.
Şeytan’ın Gölgesi Kadir Özen tarafından yazılmış ve Bora Örçal tarafından çizilen oldukça gizemli başlayan bir hikaye. İkinci sayıda devam eden bu hikaye benim beğendiklerim arasında.
Voyvoda’nın Askerleri Berk Yaltırık tarafından yazılan ve Gökhan Gültekin tarafından çizilen bir hikaye. Benim bu hikayeden beklentim oldukça yüksekti. Bunun en büyük sebebi vampir mitini oldukça sevmem ve bizim kültürümüze nasıl aktarılacağını merak etmemdi. Ancak hem bende merak uyandırmaması hem de olay olmaması beni hikayeden soğuttu.
Hangimiz? ise Kadir Özen tarafından yazılmış Arif Kaymak tarafından çizilen dergideki en farklı mekanda geçen ancak bir yere bağlanmayan bir hikayeydi ve yine benim pek beğenemediğim bir hikaye oldu.
Tengri ve İnanna ise Murat Dural tarafından yazılan ve Mustafa Ahmet Kara’nın illüstrasyonları ile canlanan imgelere dayalı anlatımı ve işlediği ‘Bilgi’ ve ‘Cehalet’ savaşı teması ile benim oldukça sevdiğim, okuyan herkesin  kendine göre farklı anlamlar çıkaracağını düşündüğüm güzel bir hikaye.
Kralına İsyan Devrim Kunter’in yazdığı ve çizdiği ve derginin güzel bir kapanış yapmasını sağlayan hikaye. Her sayıda birbirini devam ettiren bu dizi benim dergide en çok sevdiğim bölüm oldu. Pir Ece tam bir idol. :) Devamında gelecek olan maceraları heyecanla bekliyorum. İlk sayıyı okurken ikinci sayının Kralına İsyan bölümünü biraz karıştırdığımı da itiraf ediyorum. Bunlar hep meraktan :)
Derginin ilk sayısıyla ilgili genel görüşlerim çok olumlu olmasa da devamının çok daha iyi olacağına dair inancım tam. Bu bir ilk sayı ve hatasız olmasını beklemek büyük haksızlık olur diye düşünüyorum. Dergiye kesinlikle bir şans vermenizi isterim.
Bunun dışında değinmek istediğim bir konu var ki. Derginin kapak tasarımları efsane. Ancak ve ancak ilk sayının kapak tasarımının en azından ön kapağının ikinci sayıya daha çok uyacağını düşünüyorum. Çünkü Pir Ece’nin bu halinin işlenmeye başladığı asıl yer ikinci sayı. Ama yine de bu kapağın efsane olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Arka kapak ise ‘ürkütücü’ ve ‘tiksindirici’ olarak tanımlayabileceğim yine muhteşem bir kapak. :)
Dergiyi almak isteyenler için üçüncü sayısı D&R’larda şu an satışta. Birinci ve ikinci sayıya ise Uçan Ada Çizgi Roman/İzmir veya Paralel Evren Çizgi Roman/İstanbul’dan ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda Yabani derginin çok güzel bir uygulaması var. Bundan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Yabani Dergi sayılarında genç yeteneklere de yer vermek istiyor. Yani yazarım, çizerim, yetenekliyim diyorsanız sayfalarını ziyaret edip çalışmalarınızı gönderebilir ve Yabani Dergi’nin gelecek sayılarında kendinize bir yer bulabilirsiniz. :)

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Umarım keyif almışsınızdır. Bir sonraki yazımda görüşene kadar kendinize iyi bakın. Sevgiyle kalın. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder