Selam millet. Nasılsınız? Bugün farklı bir formatla
karşınızdayım. Dergi incelemesi yapacağım. Öncelikle dergi ile ilgili genel
düşüncelerimden bahsedip daha sonra ilk sayıyla ilgili görüşlerimi
belirteceğim.
Yabani Dergi bilimkurgu, fantastik, korku, çizgi roman
dergisi olarak Haziran 2016’da ilk sayısıyla raflardaki yerini aldı. Normalde
dergileri takip edemeyen ve çizgi romanlara karşı ciddi bir ön yargısı olan ben
ilk sayıyı aldım. Ancak hemen okuma fırsatım olmadı ve uzun bir süre bekledi.
Ki bu bekleme esnasında ikinci sayısı da çıktı ve ben bekletmeden onu da aldım.
Almamın öncelikli sebeplerinden biri Kayıp Rıhtım’da yapılan incelemeyi okumuş
ve oldukça etkilenmiş olmam. Bir diğer sebep ise Türkiye’de yeni yeni revaçta
olmaya başlayan çizgi roman sektöründe Türklerin yaptığı ve kendi kültürümüzden
besleneceğini belirten bu yeni dergiye destek olmaktı. Sosyal medya üzerinden
yaptıkları paylaşımlar ile biz bütün ‘Yabani’lerin gönüllerini fethettiklerine
şüphe yok. :) Kapak tasarımları ile de oldukça ilgi çeken Yabani Dergi’nin ilk sayısını incelemeye
başlayalım…
Birinci sayı belki benim beklentimin yüksekliğinden belki de
bir giriş niteliğinde olduğundan çok beğenmediğim bir sayı oldu. Bunun
sebeplerinden biri ve en önemlisi çizimleri çok güzel olsa da hikayelerin çok
kısa olmasıydı. Üç, dört sayfa bir olay anlatmak için çok az bir alan iken bir
de bu hikayeler çizgi roman formatında olunca daha da az yer kalmış ve
hikayeler çok çabuk bitiyor. Ben hikayenin içine girene kadar zaten hikaye
bitmiş oluyor. Bu benim dergiyle ilgili en büyük sıkıntım. Bir başka sıkıntı
ise sanki çizimlere çok önem verilmiş ve hikayeler daha eksik, geri planda
kalmış gibiydi. Birçok bölümde çok sevebileceğim ve çok içime sinecek, hayran
kalınabilecek nitelikte bir olay örgüsüne sahip olan metinler kilit noktaların
açıklanmaması sebebiyle benim için eksik kaldı. Bkz. Bebek Fabrikası. Bazı
bölümlerin neden derginin içinde olduğunu anlayamadım. Bkz. Voyvoda’nın Askerleri.
Devamının geleceğini düşünmüştüm ancak diğer sayılara baktığımda devamının
olmadığını anladım. Bu da bende soru işareti bıraktı açıkçası.
Bunun dışında derginin sevdiğim yönleri de oldu tabi ki.
İçinde çok sevdiğim hikayeler vardı. Bkz. Tengri ve İnanna Bkz. Kralına İsyan.
Kısaca bütün bölümlerden bahsetmek istiyorum.
Ergene’de Son Yaz Ege Avcı tarafından yazılan ve çizilen bir
hikaye. Kısa olmasına ve arka planını görmememize rağmen benim hoşuma giden
hikayelerden biri oldu.
Misafirler Galip Dursun tarafından yazılıp İrem Aktaş
tarafından çizilen oldukça vahşi bir hikayeydi. Sevdiğim bir hikaye olduğunu
söyleyebilirim.
Bebek Fabrikası Işın Beril Tetik tarafından yazılan ve Koral
İlhan’ın illüstrasyonları ile canlanan güzel bir hikaye olmasına rağmen yukarıda
bahsettiğim gibi açıklanmayan bazı noktalardan dolayı benim için eksik kalan
bir hikayeydi. Ancak dergiyi okuyanların en çok sevdiği hikayelerden biri
olduğu da bir gerçek.
Şeytan’ın Gölgesi Kadir Özen tarafından yazılmış ve Bora
Örçal tarafından çizilen oldukça gizemli başlayan bir hikaye. İkinci sayıda
devam eden bu hikaye benim beğendiklerim arasında.
Voyvoda’nın Askerleri Berk Yaltırık tarafından yazılan ve
Gökhan Gültekin tarafından çizilen bir hikaye. Benim bu hikayeden beklentim
oldukça yüksekti. Bunun en büyük sebebi vampir mitini oldukça sevmem ve bizim
kültürümüze nasıl aktarılacağını merak etmemdi. Ancak hem bende merak
uyandırmaması hem de olay olmaması beni hikayeden soğuttu.
Hangimiz? ise Kadir Özen tarafından yazılmış Arif Kaymak
tarafından çizilen dergideki en farklı mekanda geçen ancak bir yere bağlanmayan
bir hikayeydi ve yine benim pek beğenemediğim bir hikaye oldu.
Tengri ve İnanna ise Murat Dural tarafından yazılan ve
Mustafa Ahmet Kara’nın illüstrasyonları ile canlanan imgelere dayalı anlatımı
ve işlediği ‘Bilgi’ ve ‘Cehalet’ savaşı teması ile benim oldukça sevdiğim,
okuyan herkesin kendine göre farklı
anlamlar çıkaracağını düşündüğüm güzel bir hikaye.
Kralına İsyan Devrim Kunter’in yazdığı ve çizdiği ve derginin
güzel bir kapanış yapmasını sağlayan hikaye. Her sayıda birbirini devam ettiren
bu dizi benim dergide en çok sevdiğim bölüm oldu. Pir Ece tam bir idol. :) Devamında gelecek olan
maceraları heyecanla bekliyorum. İlk sayıyı okurken ikinci sayının Kralına İsyan
bölümünü biraz karıştırdığımı da itiraf ediyorum. Bunlar hep meraktan :)
Derginin ilk sayısıyla ilgili genel görüşlerim çok olumlu olmasa
da devamının çok daha iyi olacağına dair inancım tam. Bu bir ilk sayı ve
hatasız olmasını beklemek büyük haksızlık olur diye düşünüyorum. Dergiye
kesinlikle bir şans vermenizi isterim.
Bunun dışında değinmek istediğim bir konu var ki. Derginin
kapak tasarımları efsane. Ancak ve ancak ilk sayının kapak tasarımının en
azından ön kapağının ikinci sayıya daha çok uyacağını düşünüyorum. Çünkü Pir
Ece’nin bu halinin işlenmeye başladığı asıl yer ikinci sayı. Ama yine de bu
kapağın efsane olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Arka kapak ise ‘ürkütücü’ ve ‘tiksindirici’
olarak tanımlayabileceğim yine muhteşem bir kapak. :)
Dergiyi almak isteyenler için üçüncü sayısı D&R’larda şu
an satışta. Birinci ve ikinci sayıya ise Uçan Ada Çizgi Roman/İzmir veya
Paralel Evren Çizgi Roman/İstanbul’dan ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda Yabani
derginin çok güzel bir uygulaması var. Bundan bahsetmeden geçmek istemiyorum.
Yabani Dergi sayılarında genç yeteneklere de yer vermek istiyor. Yani yazarım,
çizerim, yetenekliyim diyorsanız sayfalarını ziyaret edip çalışmalarınızı
gönderebilir ve Yabani Dergi’nin gelecek sayılarında kendinize bir yer
bulabilirsiniz. :)
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Umarım keyif
almışsınızdır. Bir sonraki yazımda görüşene kadar kendinize iyi bakın. Sevgiyle
kalın. :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder